Bilge Meşe ve Küçük Palamudun Şarkısı

Gümüş Dere Kıyısındaki Büyük Yuva

Güneş, ormanın üzerine altın bir örtü sermişti. Kuşlar dallarda neşeyle cıvıldıyordu. Vadinin ortasında çok yaşlı bir meşe ağacı duruyordu. Bu ağaç, ormanın en bilge sakiniydi.

Meşe ağacının dalları gökyüzüne uzanıyordu. Yaprakları rüzgârla beraber yumuşakça dans ediyordu. Köyün hemen yanındaki bu orman huzur doluydu. Her canlı burada kendine güvenli bir yuva bulurdu.

Yaşlı meşe ağacı derin bir nefes alır gibi hışırdadı. Gövdesi geniş, kabukları ise desenli bir kilim gibiydi. Dalları arasında küçük palamutlar yeni yeni büyüyordu. İçlerinden biri, diğerlerinden daha meraklı görünüyordu.

Küçük palamut, her sabah güneşe merhaba diyordu. Bulutları izliyor, geçen kelebeklere bakıp gülümsüyordu. Henüz çok küçüktü ama dünyayı tanımak istiyordu. Bilge meşe, onu şefkatli dallarıyla sıkıca tutuyordu.

Meraklı Palamudun Büyük Sorusu

Bir sabah ormanda tatlı bir telaş başladı. Tavşanlar çalılıkların arasında hızla koşturuyordu. Sincaplar kış için hazırlık yapmaya koyulmuştu. Küçük palamut bu hareketliliği hayranlıkla izliyordu.

Palamut, yanındaki devasa kabak tarlasına baktı. Kabaklar toprak üzerinde kocaman ve turuncuydu. Kendi sapının ne kadar ince olduğunu fark etti. Sonra kabağın kalın gövdesine bakıp biraz düşündü.

Küçük palamut kendi kendine fısıldadı. Neden bu koca kabaklar yerde duruyor? Neden kendisi gibi minik bir meyve yüksekteydi? Bu durum ona biraz garip gelmişti.

Bilge meşe, palamudun düşünceli olduğunu hemen anladı. Yapraklarını hafifçe sallayarak onu sakinleştirmeye çalıştı. Ormanın sessizliğini bozmadan, palamuda sabırlı olmayı öğütlüyordu. Her şeyin bir sebebi olduğunu biliyordu.

Rüzgârın Getirdiği Küçük Ders

Öğleden sonra hafif bir rüzgâr esmeye başladı. Rüzgâr, ağaçların arasından geçerken ıslık çalıyordu. Derenin suyu ise taşlara çarparak şarkı söylüyordu. Küçük palamut bu sesleri hayranlıkla dinledi.

Ormandaki sesleri dinlemek, kalbinin sesini duymak gibiydi. Palamut gözlerini kapattı ve doğanın ritmine katıldı. Tam o sırada rüzgâr biraz daha sert esti. Dalındaki bir arkadaşı palamut yere düştü.

Çocuklarımızın İlgisini Çekebilir  Gümüş Nehir ve Dinleyen Çınar

Düşen palamut, tam aşağıdaki kabağın üzerine indi. Eğer kabak ağaçta olsaydı, çok ağır olurdu. O zaman dallar bu yükü asla taşıyamazdı. Küçük palamut o an büyük bir gerçeği anladı.

Doğa her şeyi tam olması gereken yere koymuştu. İnce dallar sadece hafif yükleri taşımak içindi. Ağır kabaklar ise toprağın güvenli kucağında dinleniyordu. Palamut, bu düzenin güzelliğini fark edince rahatladı.

Ormanın Huzurlu ve Mutlu Sırrı

Güneş yavaş yavaş dağların arkasına çekilmeye başladı. Gökyüzü pembe ve mor renklere bürünmüştü. Küçük palamut artık kendini çok daha huzurlu hissediyordu. Bilge meşeye sıkıca sarılarak uykusuna hazırlandı.

Artık her canlının bir görevi olduğunu biliyordu. Küçük palamutlar gelecekte büyük ağaçlar olacaktı. Kabaklar ise toprakla dost kalarak büyüyecekti. Her bir parça, büyük orman tablosunu tamamlıyordu.

Palamut, rüzgârın fısıltısını sembolik bir melodi gibi duydu. Doğanın sesini sadece kulaklarıyla değil, kalbiyle dinledi. Bu içsel dinleme ona hayat boyu sürecek bir güven verdi. Her şey tam da olması gerektiği gibiydi.

Yıldızlar gökyüzünde birer birer yanmaya başladı. Orman, gece uykusuna dalarken sessiz bir dua fısıldadı. Her canlı kendi yerinde, huzur içinde uykuya daldı. Ay ışığı, ağaçların arasından süzülüp yeryüzünü gümüşe boyadı.

Yuvanda uyu küçük tohum, yarın yine umutla uyan.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Başa dön tuşu